Bitcoin’in 12 yılı nasıl geçti? | LogEditor #11

Bitcoin white paper’ı finansal sistemler konusunda bir kırılma yarattı ve dokümanda yer alan önerilerin tamamı çok kısa süre içinde birebir hayata geçirildi.

Logeditor

31 Ekim 2008’de Satoshi Nakamoto Bitcoin’in teknik dokümanını yayımlandığında finansal sistemler konusunda yeni ve alışılmışın dışında bir çözüm önerisi getirmişti.

Bitcoin white paper’ı olarak anılacak dokümanın başlığı “Bitcoin: Eşten-eşe Elektronik Nakit Ödeme Sistemi”ydi.

Makalenin yazarı olarak görünen Satoshi Nakamoto’nun kimliği asla bilinemedi. Bugüne dek ortaya çok fazla isim atıldı ancak bu büyük muamma hâlâ çözülemedi. “Hakiki Satoshi benim!” diyenler ve diğer iddialar sıklıkla gündem olsa da Satoshi Nakamoto’nun bir kişinin ya da daha kuvvetli bir ihtimal olarak bir grubun takma ismi olduğu konusunda bir fikir birliği oluştu.

“Bir çözüm öneriyoruz”

Blockchain Türkiye Platformu’nun sitesinde yer alan ve bitcoinhaber.net’in çevirisinden alıntılayarak devam edecek olursak, white paper şu ifadelerle başlıyordu:

“Tamamen eşten-eşe çalışan bir elektronik para sistemi herhangi bir finansal kurumdan geçmeden bir taraftan diğerine çevrimiçi ödeme gönderilmesini mümkün kılar. Dijital imzalar çözümün bir parçasıdır, ancak mükerrer harcamaları önlemek için hâlâ güvenilir bir üçüncü tarafa ihtiyaç duyuluyorsa temel faydalarını kaybederler. Mükerrer harcama problemine eşlerarası ağ kullanarak bir çözüm öneriyoruz.”

Bu çözüm önerisi finans dünyası için bir kırılma noktasıydı. Doküman daha ilk satırlarında yepyeni bir yöntem öneriyordu. “Finansal kurum”lara artık ihtiyaç olmayacaktı. Yani merkeziyetsiz bir finans sistemine işaret ediyordu. Bu öneri, hiçbir otoriteye bağlı değildi, ödeme ve transfer işlemlerinde bir ara durak ihtiyacını tamamen ortadan kaldırıyordu.

Finansal işlemlerde merkezi bir sistemin ve otoritenin olması işlemlerin güvenle yürümesi için gerekli görülüyordu. Nakamoto’nun yayımladığı doküman buna da ihtiyaç olmadığını belirtiyordu. Evet, finansal sistemlerde insanlar ve kurumlar vardı ancak binlerce yıllık tecrübeler bunun da zaman zaman finansal güvenlik sağlayamadığını gösteriyordu. Nakamoto bunun yerine matematiği ve teknolojiyi öneriyordu. Kişi ve kurumlar güven zedeleyebilirdi ama matematik asla.

Matematiksel güven

Peki matematiksel güven nasıl oluşacaktı?

Nakamoto bunu şöyle açıklıyordu:

“Ağ, işlemleri sürekli uzayan özet fonksiyonu tabanlı bir iş kanıtı zincirine ekleyerek zaman damgasıyla işaretler ve iş kanıtını tekrar üretmeden değiştirilemez bir kayıt oluşturur. En uzun zincir sadece karşılaşılan olayların sırasını kanıtlamakla kalmaz aynı zamanda en büyük CPU gücüne sahip havuzdan geldiğini de kanıtlar.”

Blokzincir teknolojisinde iş kanıtı söz konusuydu, veriler değiştirilemiyordu, yani geçmişe dönük bir manipülasyon mümkün değildi. Üstelik bu topluluğa emanet edilmişti, bir kişi ya da grup gelip sistemi bozamayacak, sisteme gerçek dışı veriler kaydedemeyecekti.

Nakamoto yaptığı bu girişten sonra tespitlerini temellendiriyordu:

“İnternet üzerinden alışveriş bugün neredeyse tamamen, güvenilir bir üçüncü taraf olarak elektronik ödemeleri işleyen finansal kurumlara bağımlı hale geldi. Bu sistem çoğu işlem için oldukça iyi çalışıyor olsa da hala güvene dayalı bir model olmanın zayıflığını barındırıyor.”

Kriptografik kanıt

Nakamoto haklıydı, arabuluculuk hizmetinin giderinin işlem giderlerini de yükselttiğini belirtiyor, mümkün olan en küçük işlem miktarını sınırlandırdığı için küçük ödeme işlemlerini engellediğini hatırlatıyordu.

Ve tekrar güven konusuna dönüyordu:

“Geri döndürülemeyen hizmetler için geri döndürülemeyen ödeme alma imkânının olmaması daha da masraflıdır. İşlemi geri döndürme ihtimali ile birlikte güvenme ihtiyacı da artar. Satıcılar müşterilerine şüpheyle bakmalı ve başka bir durumda ihtiyaç duyulabilecek bilgiden fazlasını vermeleri için zorlamalıdır. Belli bir oranda dolandırıcılık kaçınılmaz kabul edilir.”

Nakit para bu konuda nasıl bir çözüm sağlıyordu?

Burada Nakamoto, bu konuda da güven duyulan üçüncü bir taraf olmadan bir iletişim kanalı üzerinden ödeme yapılabilecek bir mekanizma bulunmadığını vurguluyordu.

Nakamoto’ya göre, ihtiyaç duyulan şey kriptografik kanıta dayalı, iki tarafın üçüncü bir güvenilir kişiye gerek duymadan doğrudan birbirleriyle işlem yapabileceği bir elektronik ödeme sistemiydi.

Ağ işletme adımları

İşlemler nasıl mı yapılacaktı?

Paranın el değiştirmesi esnasında kişiler parayı bir başkasına gönderirken kendi dijital imzalarını önceki işlemin özetini ve bir sonraki kişinin açık anahtarını imzalayacak ve bu imzayı paranın sonuna ekleyecekti. Ödeme alan kişi zinciri doğrulamak için imzaları doğrulayacaktı. Her bir işlemde işlem blokunun bir özeti olacak, bunda zaman damgası yer alacaktı.

Nakamoto ağ işletme adımlarını şöyle sıralıyordu:

“1) Yeni işlemler tüm düğümlere yayılır.

2) Her bir düğüm yeni işlemleri bir blok içinde toplar.

3) Her bir düğüm kendi bloğu içinde bir iş kanıtı bulmak için çalışır.

4) İş kanıtını bulan düğüm bunu tüm diğer düğümlere yayar.

5) Diğer düğümler blok içindeki tüm işlemler geçerliyse ve daha önceden harcanmadıysa bloku kabul ederler.

6) Düğümler bir sonraki bloku çözmek için çalışmaya koyulduklarında önceki blokun özetini de yeni bloka dahil ederler, böylece bloku kabul ettiklerini göstermiş olurlar.”

Nakamoto’nun önerdiği sistem merkeziyetsizliğe, hıza ve daha düşük maliyete işaret ediyordu. Ancak önerisinin çok önemli bir niteliği daha vardı: Gizlilik.

Blokzincir teknolojisinde kişiler anonimdi, cüzdan adreslerini ya da dijital varlıklarını açıklamadıkları sürece anonim kalabilirlerdi. Öte yandan sistem oldukça şeffaftı, zira tüm işlemler ve hareketler ağ üzerinde görüntülenebiliyordu.

Bir fenomen olarak Bitcoin

Nakamoto’nun yayımladığı white paper bir kırılma noktasıydı, bu sadece vaatlerinden ileri gelmiyordu. Önerisi çok kısa bir süre içinde hayata geçti.

3 Ocak 2009’da ilk Bitcoin bloku oluşturuldu, 12 Ocak 2009’da ise ilk Bitcoin transferi gerçekleşti.

Bugün 7000’in üzerindeki alternatif kripto para biriminin atası sayılan Bitcoin’in mekanizması, ortaya çıktığı günden bu yana kusursuz şekilde işledi. Toplam piyasa değeri, bu yazı kaleme alınırken 240 milyar doların üzerindeydi. Dünya üzerinde sayısız noktada milyonlarca insan tarafından kullanılıyordu.

Bitcoin, sadece insanlar değil, merkezi otoriteler açısından bir fenomen haline geldi.

Bitcoin’i tercih edenler vardı, buna karşı çıkanlar da vardı, ama artık Bitcoin’i kimse yok sayamıyordu.

31 Ekim 2009, finans dünyası için gerçek bir kırılma noktası olarak tarihe geçti.

 

MOBİL UYGULAMAMIZI İNDİRİN