Sanat dünyasında yeni dönem: NFT | BlokGezgini

Dijital dönüşüm süreci hayatlarımızın her alanında kendini hissettiriyor. Son dönemlerin en çok konuşulan teknolojisi NFT ve sanatla kurduğu ilişki bu dönüşüme iyi bir örnek.

BlokGezgini

NFT’nin açılımı, “non fungible token”dır. Dilimizde henüz doğrudan bir karşılığı yok fakat “değiştirilemez” ya da “benzersiz token” olarak çevrilebilir. Ethereum blokzinciri altyapısına sahip bu token, Ethereum’un bilinen standartlarının geliştirilmiş varyasyonuyla çalışır. Sahibinin izni olmadan kopyalanamıyor ve yayınlanamıyor olması en büyük özelliği.

NFT’nin “benzersiz” olması, sanat dünyası tarafından keşfedilince yepyeni bir devir başladı. Sanatı başka bir boyuta taşımak, bu teknolojinin en büyük misyonu haline geldi. Artık dünya üzerinde bulunan tüm sanat eserleri, yaratıcısı tarafından NFT’ye dönüştürülebilir. Üstelik bu dönüşüm bir taklit ya da kopya değil, aksine ürünün tek ve orijinal olduğunun kanıtı.

NFT sanatçıları

Şimdiye kadar pek çok sanatçı, eserini NFT’ye dönüştürdü ve birçoğu dudak uçuklatan fiyatlara satıldı. Beeple’ın “Everydays The First 5000 Days” eseri bu anlamda bir rekora imza atanlardan; 69,4 milyon dolardan alıcı buldu.

Köklü müzayede evi Christie’s’te satılan ilk NFT eseri olarak da adını tarihe yazdı. Sanatçının “Crossroad” adlı eseri ile MP koleksiyonundaki tüm eserleri de NFT’ye dönüştürülerek satıldı.

Sadece resim değil, müzik dünyasının da içine daldığı NFT akımında adını duyduğumuz ilk müzisyen Steve Aoki oldu. Antoni Tudisco ile birlikte hazırladığı “Hairy” adlı müzik videosu NFT olarak Nifty Gateaway’de satışa çıktı ve 888.888,88 dolara satılarak dünyanın en pahalı single’ı oldu.

Aoki’nin ardından elektronik müzik severlerin yakından tanıdığı 3LAU, “Slimesunday” adlı müzik videosunu NFT’ye çevirdi. Müzayede üzerinden satışa sunularak 1,33 milyon dolardan alıcısıyla buluştu.

“Gerilla artist” olarak bilinen ve çarpıcı eserleriyle büyük bir kitleyi etkisi altına alan Banksy, var olan bir eserini yakıp NFT’ye çevirerek bu akımın tam ortasına bomba gibi düştü.

“Morons” adlı eserin NFT’si müzayedede 400.000 dolara satıldı. Injective Protocol tarafından eserin yakılarak yok ediliş videosunun yayınlanması da oldukça ses getirdi.

NFT eserleri cazip kılan ne?

NFT, bir eserin “orijinal” olduğunun kanıtı ve asla “kopyalanamaz” bir yapıya sahip. Önemli sanatçıların “birebir kopyası” olan taklitleri dahi, koleksiyonerler tarafından uçuk rakamlara satın alınırken, NFT’nin bu kadar değerli olması şaşırtıcı değil. Sahip olduğu özellikleriyle sanatsever bir koleksiyonerin kalbini kolayca çalabiliyor.

NFT’nin bir diğer çarpıcı özelliği de sanat eserlerini sonsuza kadar saklayabilecek altyapıda olması. Yanmaz, eskimez, yırtılmaz, yıpranmaz, hiçbir dış etken o eserin özelliğini bozamaz. Bu da ilerleyen dönemlerde, klasikleşmiş kıymetli eserlerin bile NFT’ye dönüştürülebileceğinin habercisi olabilir. Ve olası bir dönüşümde tıpkı fiziksel eserlerde olduğu gibi orijinal eserin NFT’si ile onun sayısız kopyaları ayırt edilebilir ve koleksiyon değeri taşır. İlerleyen yıllarda tüm kıymetli eserlerin orijinal NFT’lerini dijital sergilerde görebiliriz.

NFT mükemmel mi?

NFT, bir blokzincir ürünü olarak güvenilir kabul ediliyor. Fakat NFT’nin benzersiz olmasını sağlayan özellikleri suistimale de açık.

Da Vinci’nin “Son Akşam Yemeği” freskini örnek göstererek bu konuyu detaylıca ele alalım. Freskin orijinali Santa Maria delle Grazie’de sergileniyor; yani halka açık ve devlet tarafından korunan bir eser. Dış etkenlerden hasar almaması için gerekli bakımları da düzenli olarak yapılıyor fakat doğal bir afet ya da kaza sonucu kaybedilmesi mümkün. Eğer bu eser, NFT’ye çevrilirse hiçbir şekilde zarar görmeden, dönüştürüldüğü haliyle sonsuza kadar saklanabilir. İşte, bu NFT’nin iyi yanıdır.

Bir de görece kötü denebilecek bir özelliği var. Bu özellik, NFT’ye dönüştürülen “Son Akşam Yemeği” freskinin bir şahıs tarafından alınma ihtimali ile ilişkili. Muhtemelen eser müzayedeye sunulmayacak ve halka sergilenecek şekilde devlet himayesinde kalacaktır. Ancak aksi olup şahıs tarafından alındığını ve fiziksel eserin de bir şekilde yok olduğunu varsayarsak NFT sahibi, bu eseri sergilemek istemediği sürece kimse bir daha orijinalini göremeyecektir. Bunların hepsi birer teori. Fakat gerçekleşmesi durumunda NFT’nin ön görülemeyen kötü yanı olabilir. Tabii şimdilik bunun yaşanma ihtimalini sunan bir durum söz konusu değil hatta NFT’nin varlığından sanat camiası genel olarak memnun görünüyor.

Avrupa ve Amerika’daki pek çok dijital sanatçı, küratör ve koleksiyoner, NFT ile sanat arasındaki ilişkiden mutlu olduğunu ve bunu heyecan verici bulduğunu dile getiriyor. Radikal bir değişim, yeni bir dönemin ilk adımı olarak adlandırılan bu teknoloji, şimdiden sanat dünyasının kalbini çalmış gibi duruyor.

Gelecekte ne olacak?

Blokzincir başlı başına geleceği temsil eden bir teknoloji. İlk günden bu yana sadece finans alanında değil, akla gelebilecek her alanda blokzincirin kullanılabileceği söyleniyordu. NFT gibi blokzincir ürünleri ile yavaş yavaş bu söylemlerin “uyarlanabilirliğe” şahit oluyoruz. Tabii pandemi etkisiyle dijitale olan eğilimin artması, hayatlarımızdaki pek çok etkinliğin dijital ortamda gerçekleşmesi de bu tür yeniliklere alışmayı kolaylaştırıyor. Fakat görülen o ki, pandemi bir gün sona erse dahi, dijitalle kurduğumuz “sıkı fıkı” ilişkimiz aynı kuvvette devam edecek.

Hayal gücümüzü biraz daha devreye sokarsak; ilerleyen dönemlerde NFT’ye dönüştürülen bir konseri satın alıp, hologram olarak istediğimiz yerde, istediğimiz insanlarla izleme imkânına sahip olabiliriz. Belki yıkılma ihtimali olan tarihi eserleri restore etmek yerine NFT’ye dönüştürüp sonsuza kadar yok olma tehlikesinden kurtarabiliriz. Belki Elon Musk’ın, Mars’a giderken sanat ve bilime dair her şeyi NFT olarak yanına aldığını ve orada bunları geliştirerek yaşam döngüsünü oluşturduğunu görürüz. Neden olmasın?

Bu içerik en son 26 Ekim 2022 tarihinde güncellenmiştir.

Paribu

Türkiye’nin alanında öncü teknoloji şirketi ve lider kripto para işlem platformu.

 

MOBİL UYGULAMAMIZI İNDİRİN